Bugün postumu gecikmesiz yazmak istedim. Malum benim oğlan gececi çok geç uyuyor ve o uyuyana kadar tüm enerjimi tüketiyorum. Nasıl olduysa az evvel uyudu. Bu sabah biraz daha erken kalkacağına işaret ediyor ama olsun, zaten sabah'ın 6 sında bizi ayağa kaldırıyor.
Ankara'da yaşayanlar bugün ki havayı gördüler, daha önce hiç böyle birşey görmemiştim. Fırtına o kadar kuvvetliydiki kampüste bazı binaların çatıları uçtu. Ofisimden dışarıya bakarken bir anda koca bir ağaç yere yığıdı. Hacettepe'nin ormalık arazisinde yangın çıktı. Biran daha neler olacak diye düşünmeye başladım. Neyse ki oğluşla sağ salim eve gelebildik.
Eve geldikten sonra oğluşla dolapdan yiyeceğimiz yemekleri çıkardık. Çağan'ı mama sandalyesine oturtup, sofrayı hazırlamaya çalışırken, bir baktım sıpam uyumuş. Onun uyumaya başladığını görünce kuzucuğuma en tazesinde hızlıca bir çorba yapayım dedim. Çorbayı hazırlayıp sofrayı kurduktan sonra oğluşun karnını doyurdum. Tadaaa ilaç zamanı, şu ilaçları içirmek neden bu kadar zor. Gerçekten yemek yedirmesi ayrı enerji, ilaç içirmesi ayrı enerji sarfettiriyor.
İşte oyun zamanı;
Sevgili arkadaşım Bülent, organik köy ürünleri pazarlıyor. Bugün ondan aldığımız cevizleri yerleştirmeye çalışırken oynadığımız oyun çok keyifliydi. Çağan ilk defa pantolonunun cepleri olduğunu farketti, altı tane ceviz alıp, üçünü bir cebine, üçünüde diğer cebine koyduk. Elindeki çılgın mama tabağına sırayla çıkarıp doldurdu. Sonra tekrar sırayla ceplerine doldurdu. Boşalt & Doldur derken epeyce oynadı. Cevizleri toplayıp kaldırdık.
Kutularımızı getirdik bu seferkiler iç içe geçebilen kulplu kutulardı. Hem kulplarından tutarak, hemde haznelerinden kavrayarak iç içe koyabiliyoruz. Tabi her seferinde ödül alkış ve övgülerimizi unutmadık, zaten Çağan unutturmuyor, başarınca hemen başlıyor kendini alkışlamaya. Bu oyunu bitirip kutulara el salladık ve yerlerine koyduk.
Banada postumu yazacak ve oğluşa yoğurt mayalayacak vakit bıraktı.
Bu arada, yarın size yeni iki keşfimden bahsedeceğim ;)






